25 Temmuz 2011

Verona, Minik Bir Orta Çağ Şehrine Gidiyoruz

Verona, Orta Çağ'a Gidiyoruz
Aylardan Haziran, üniversitede finaller bittiği gün soluğu uçaraktan Kuzey İtalya'da aldım. Ve tabi ki bunları yazarken yine trendeyim. Sırtımda sadece çantam ve kulağımda Michael Jackson'ın Stranger in Moscow parçası. Raylarlardan vagonlara dolan tıtık-tıtık-tıtık sesleri eşliğinde Verona'ya doğru ilerliyorum. Buraya gelmeyi neden mi seçtim: çünkü ayak bastığım bir önceki şehir olan Milano beni pek cezbetmedi. Aynı Ankara gibi ruhsuz, ne bileyim bir cazibesi yoktu. Ve ne yaptım, hemen haritaya açtım, en yakında Verona gözüme ilişti. Biletimi kaptığım gibi soluğu trende aldım ve yolculuk Verona'ya. Tarihi dokusu orta çağdan günümüze hiç bozulmadan muhafaza edilmiş, ortasından nehirler geçen bu minik ama zengin İtalyan nüfusunun yaşadığı zarif şehire. Devamı gelecek.. (zaman kalırsa şayet)

22 Haziran 2011

Venedik'te Kaybolmak



''Venedik'te Kaybolmak''
   Bu denli eşsiz bir şehri anlatmaya nereden başlanır bilemesem de içimde biriken şeyler beni bu yazıyı yazmaya itti. Bir sene aradan sonra başlıyorum anlatmaya. İşte karşınızda 2010 Yazı gerçekleşen Venedik maceramdan kesitler...
   Sırtımda çantam, şehrin karayla tek bağlantı noktası olan yoldan Venedik'e doğru trenle ilerliyorum, içim kıpır kıpır çünkü filmlerde ve kartpostallarda gördüğüm masal gibi şehirle birazdan tanışacağım. Aslında buraya şehir demek kelimenin tam anlamıyla hakaret olur çünkü yüzlerce kanal şehri birbirine bağlıyor. Araba gürültüsü yok. Venedik’te en yaygın toplu taşıma aracı tabanvay yani yürüyerek kanallar ve dar caddeler arasında kaybolabilirsiniz.  
  Diğer adalarla ulaşım vaporetto'lar ile sağlamakta. Bu minik vapurlar bizim Beşiktaş Üsküdar arasında işleyenlerden farksız. Ayrıca, sağda solda şu meşhur işlemeli Venice Mask'ların satıldığı dükkanlar ve sanatını icra eden cadde sanatçıları size eşlik ediyor.Kulağınızı okşayan ritimler eşliğinde fotoğrafınızı çekiyor, gelatto Italiano'nuzu yalıyor, dalıp gidiyorsunuz. İşte öyle! İnsanların elini açıp dilenmek yerine bu tarz alanlara yönelmiş olması çok güzel.

''Tembellik Tatlıdır''
   Akdeniz insanı olarak İtalyanlar bizimle çok benzer bir yaşam tarzı sürüyorlar. Dünyaca ünlü gondol'lar ve onları kullanan amcalarımız eski İtalyan özlü sözünün hakkını veriyorlar. 
Her daim uyuşuk gondolcuların yaşam felsefeleri hiç kuşkusuz şu: 'Dolce Far Niente' yani ''Tembellik Tatlıdır''. 


Venedik'in adeta simgesi haline gelmiş, gondolcu diye tabir ettiğimiz bu amcalar hasır şapka takar ve kırmızı beyaz enine çizgili tişört giyerler. Ve hep tek kürekle kullandıkları gondola yön verirler. 

''Piazza San Marco''
   Piazza San Marco, isminden de anlaşıldığı gibi burası bir meydan.  Bizim Sultahahmet kadar ihtişamlı olmasa da bir yarımadanın üzerinde bu kadar geniş alanın yıllarca bozulmadan günümüze gelmesi çok iyi. Yeri gelmişken San Marco Bazilikası'ndan da bahsedelim. Aziz Marco'nun kemiklerinin Osmanlılar'dan kaçırılışı kilisenin girişindeki resimlerde betimlenmiş.
   Şöyle komik bir olay yaşanmış: adamın kemiklerini domuz etine sarıp sarmalamışlar, domuz eti olduğunu gören müslüman atalarımız günaha girmemek için dokunmadan gümrükten geçişine izin vermişler, çok ilginç! Ayrıca altın yaldızla kaplı kilisede Osmanlıların resmedilişini görünce insan ''vay be bir zamanlar biz neymişiz'' diyerek iç geçirmiyor değil.

daha iyi anlamanız için Venedik şöyle bir şey:) from Icam on Vimeo.


   
Yüzlerce kanalı olan Venedik'in yüzlerce köprüsü var tabi ki.
Ama en ünlü olanı Ponte di Rialto. Mimarı açıdan bakıldığında günümüzdeki tek taş kemerli köprü olma özelliğini hala koruyor. 
Venedik'teki görülesi yerleri, gidilmesi gereken kiliseleri bıt bıt bıt klişe şekilde yazıp anlatmayacağım zaten rehber kitaplarda her şey mevcut, tek önerim var o da mümkünse sevgilinizle gidin her caddenin altını üstüne getirin, tüm kanallardan geçin. Yoksa da zaten hosteller tam bir kaynaşma yeri günü birlik porsiyonluk arkadaşlıklar kurmak mümkün:)